içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Yalnızlığın Keşfi.....

Yalnızlığın ne olduğunu bilmediğim, düşünmediğim zamanlar vardı.

Hep duyduğum ama bilmediğim yalnızlık nasıl bir şeydi kendimce soruyordum.

Hiç yalnız kalmamıştım ki; ya da ben, yalnızlığın ne olduğunu bilmiyordum.

İlk neşe içinde uçan güvercin kanatlarıma küçük bir taşın çarpmasında buldum yalnızlığı.

Semâda şekillenen neşeli taraflarım, gülüşlerim; canımın yanmasıyla bir damla gözyaşına dönüştü.

Oysa ben, ağlamayı bilmezdim ki.

İşte dedim kendimce.
İşte, adını duyduğum; ama bilmediğim yalnızlığı sanırım tanımaya başlıyorum.

Günler geçiyor, yalnızlığı tanımam zor olmuyordu.
Ben büyüdükçe, od a büyüyordu içimde.
Bilmediğimi bir başka yalnızlıktan öğreniyordum.

Yarabbim, ne çok yalnız insan var. Ne kadar çok yaralı güvercin var.
Zaman geçtikçe, kendinden uzaklaşıyorsun. En başta güveni kaybediyorsun.
Hiç kanatlarınız yaralı bile olsa uçmaya çalıştınız mı? Ben, çalıştım. Ama olmadı. Yetmedi yaralamak. Kırıldılar zaman geçtikçe. Öyle basit değildi yalnızlık keşfi. Merak etmediğim, adını bilmediğim bu ad, günler geçtikçe bana tanıdık gelmeye başlamıştı.

Alışmaya mı başlamıştım?! En sevdiğim tarafıysa, yalnızlığımla konuştuğumda tüm kaçışlarımda ona sığındığımda beni hiç geri çevirmemesi, kollarına alıp sımsıkı sarıp ihânet etmemesini seviyordum.

Hep duyduğum bir cümle vardı duyduğumda anlamadığım. Biri bir diğerine içimde bir boşluk var, ne yapsam dolmuyor diyordu. Etrafımdaki çemberler daraldıkça; ben de bir boşluk yaratmaya başladım. Böyle mi oluyor acaba dedim kendimce duyduklarımı yaşayarak öğrenmem? Merak ettiklerime kendimi siper etmem mi gerek?!...

İşte kendime dönüş, başlamıştı gece yatağıma yattığımda. Analiz etmeye başladım kendimi. Ne yargıladıysam; onlar, bana dönüyordu. Üzülüyor muydum ? HAYIR.

Hiç yalnızlığımdan, içimdeki boşluktan yeni bir "ben" yaratacağım aklıma gelmemişti.

Dünyam, dar gelmeye başladıkça; başka bir dünyanın kapıları açılmaya başlamıştı.

O dünyaya ayak uydurmak, çok zordu.

Yalnızlığında bir boşluk ve o boşluktan bir güç yaratıyorsun kendince ve en güzeli de Yaradan'ı daha iyi tanımaya başlıyorsun. Bir insan değilsin de, sanki bir hamur oluyorsun Yaradan'ın mucize ellerinde. Seni şekillendirirken, anlıyorsun ki hiçbir şey boşuna değil.

İşte yalnız olmadığını anlıyorsun. Korkuların yok içinde. Biliyorsun ki, hep seni takip etmekte kendi benliğin.

Bir yanın hep yalnızlıkta ve boşlukta; ama artık canın yanmıyor. Gülüşlerin, yok belki; ama tebessüm, dudaklarında bir damla gelecek oluyor.

Önceleri kızdığın her olay, anlıyorsun ki hayatın tiyatro sahneleri izlediğinde ders alman gereken.

Ve anlıyorsun; yalnızlık, senin iç dünyana keşif kapısı. Hiç tereddüt etmeden giriyorsun o kapıdan. Tanıdıkça, şekillendirdikçe korkacağın değil de en çok güveneceğin sığınağın olduğunu anlıyorsun.

Boşluğaysa şu anda bir isim bulmam imkânsız. Dedim ya, daha hamurum sanırım. Boşluğumsa, ŞEKİLLENMEMİŞ YANIM.
 

Bu yazı 14364 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum