-
Necmettin Aslan
Tarih: 14-02-2026 13:27:00
Güncelleme: 14-02-2026 14:49:00
Sevginin Takvime Sığdırıldığı Gün
Takvimler her yıl 14 Şubat’ı gösterdiğinde dünya aynı kelime etrafında birleşiyor: sevgi. En azından bize söylenen bu. Vitrinler kırmızıya bürünüyor, reklamlar duygusal müziklerle konuşuyor, çiçekçiler ve kuyumcular yılın en yoğun günlerinden birini yaşıyor. Peki gerçekten kutlanan şey sevgi mi, yoksa sevginin ticari bir yorumu mu?
Sevgililer Günü’nün merkezinde yer aldığı kabul edilen Aziz Valentine, anlatıya göre Roma İmparatorluğu döneminde yasaklara rağmen genç çiftleri evlendiren bir din adamıydı. Dönemin hükümdarı II. Claudius evliliğin askerleri zayıflatacağını düşünmüş, Valentine ise sevginin yasaklanamayacağını savunmuştu. Hikâyenin tarihsel ayrıntıları tartışmalı olsa da sembolik gücü tartışılmaz: otoriteye karşı sevgi.
Ancak Sevgililer Günü yalnızca romantik bir efsanenin mirası değil. Antik Roma’daki Lupercalia gibi pagan festivallerin, Hristiyanlık döneminde yeni anlamlarla dönüştürülmesi, bu günün kültürel bir sentez olduğunu gösteriyor. Yani 14 Şubat, saf bir romantik gelenekten çok, yüzyıllar boyunca yeniden yazılmış bir toplumsal hikâye.
Sorun belki de burada başlıyor: Biz bugün bu hikâyenin hangi kısmını yaşıyoruz?
Orta Çağ Avrupa’sında aşk, şiirle ve mektupla ifade ediliyordu. Duygunun değeri, harcanan parayla değil, kurulan cümleyle ölçülüyordu. Modern dünyada ise sevginin dili giderek fiyat etiketine bağlanmış durumda. Reklamlar bize açık bir mesaj veriyor: Seviyorsan göster — ama satın alarak göster. Böylece duygu, ölçülebilir bir nesneye indirgeniyor.
14 Şubat bu haliyle biraz da modern hayatın duygusal tembelliğinin aynası gibi. Yıl boyunca ihmal edilen ilişkiler, tek bir günde telafi edilmeye çalışılıyor. Bir buket çiçek, bir akşam yemeği, birkaç fotoğraf… Ve görev tamamlanmış hissi. Sevgi, takvimde işaretli bir sorumluluğa dönüşüyor.
Yine de bu günü bütünüyle küçümsemek haksızlık olur. İnsanlar sembollere ihtiyaç duyar. Takvimdeki özel günler, yoğun hayatın içinde unutulan duygular için bir alarm işlevi görür. Mesele 14 Şubat’ın varlığı değil; onun içinin neyle doldurulduğudur. Eğer bu gün yalnızca alışveriş listesiyle anılıyorsa, sevgi arka planda kalır. Ama küçük bir cümle, samimi bir dokunuş, içten bir teşekkür bile bazen en pahalı hediyeden daha güçlüdür.
Belki de Sevgililer Günü’nün gerçek anlamı tam burada saklı: Sevginin satın alınamayacağını hatırlatmasında. Büyük jestlerden çok küçük dikkatlerde… Gösterişli kutlamalardan çok gündelik nezakette…
Sonuçta 14 Şubat, insanlığın en eski ihtiyacına işaret eder: anlaşılmak ve değer görmek. Takvim yaprakları değişir, gelenekler dönüşür, ama sevginin özü aynı kalır. Eğer bu gün bize bir şey hatırlatacaksa, o da sevginin bir güne sığmayacak kadar büyük olduğudur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Hayaller Size Gücünüzün Olduğunu Gösterir
- İnsan ilişkilerinin en karmaşık tarafı
- Çıldır Gölü Üzerinden Aidiyet Tartışması:
- Fasulye Kendini Nimetten Sayarmış
- Ardahan’ın Kalbi İstanbul’da Attı
- Maskeler Çağında Yaşamak
- Bayrak Türk Milletinin Namusudur: Gafiller ve Hainler
- Garibanın Kabadayısı: Nami Diyar Pala Yılmaz
- Herkesin Karı da Kışı da Farklıdır
- Kötülüğün Ardındaki Gerçek
- Çıldır: Gölleriyle, Kaleleriyle Medeniyete Şahitlik Eden Kadim Yurt
- 10 Ocak: İlkeli ve Dürüst Gazeteciliğin Günü
FACEBOOK YORUM
Yorum