-
Necmettin Aslan
Tarih: 03-02-2026 10:37:00
Güncelleme: 03-02-2026 10:37:00
Fasulye Kendini Nimetten Sayarmış
Bugün evde nadir yakalanan o sessiz anlardan birine denk geldim. Çayımı elime aldım, koltuğa yaslandım. Telefon elimde değildi — ki bu bile başlı başına olay. İnsan sustuğunda zihni konuşmaya başlıyor. İşte tam o boşlukta, çocukluğumuzdan beri kulak aşinalığı olan bir deyim düştü aklıma:
“Fasulye kendini nimetten sayarmış.”
Gülümsedim.
Çünkü bu söz sadece eski bir deyim değil; bugün sosyal medyada her gün canlı yayın yapan bir gerçek.
Deyimler, toplumun kısa filmidir. Uzun uzun anlatmaya gerek bırakmaz. Tek cümleyle karakter analizi yapar, psikoloji çözer, sosyoloji anlatır. Bu deyim de tam olarak bunu yapıyor. İnsan bazen bulunduğu yeri olduğundan büyük, yaptığı işi olduğundan önemli, kendini olduğundan merkez sanabiliyor. Üstelik bunu öyle ciddi bir özgüvenle yapıyor ki dışarıdan bakınca trajikomik bir tablo çıkıyor.
Sosyal medya çağında bu deyim adeta yeniden doğdu.
Eskiden mahallede olurdu bu sahneler. Şimdi ekranlarda.
Bir konuda en az bilgisi olanın en uzun konuştuğu, en az katkı sunanın en çok görünür olduğu bir çağdayız. Takipçi sayısı bilgi sanılıyor, görünürlük değer sanılıyor. Ve bazen insan farkında olmadan kendi hayatının yorumcusu değil, vitrin mankeni oluveriyor.
Ama işin en dürüst kısmı şu:
Bu deyim sadece başkaları için değil.
Dönüp bakınca insan kendini de o fasulyenin yerine koyabiliyor. Hepimizin hayatında “Ben ne ara bu kadar ciddileştim?” dediği anlar var. İşte o fark ediş çok kıymetli. Çünkü insan kendine gülebildiği ölçüde büyüyor. Tevazu, dışarıdan öğretilen bir erdem değil; içeriden fark edilen bir denge.
Büyüklerimiz boşuna deyimlerle konuşmazdı. Uzun konuşmazlardı ama nokta atışı yaparlardı. Bir deyim söyler, tartışmayı bitirirlerdi. Çünkü deyimler kırmadan öğretir. İçinde azıcık iğne vardır ama acıtmaz; aksine düşündürür.
Bugün sosyal medya hız çağında yaşıyor. Her şey anlık. Tepkiler hızlı, yargılar hızlı, övgüler hızlı. Ama deyimler yavaş düşünmenin ürünü. Belki de bu yüzden hâlâ ayaktalar. Çünkü insan değişiyor ama insanın zaafları pek değişmiyor.
Bu deyimin güzelliği de burada:
Bizi utandırmadan uyarıyor.
“Bir dur bakalım,” diyor.
“Kendini fazla büyütme ama kendini küçümse de değil. Yerini bil.”
Hayat zaten yeterince ağır. Hepimiz bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. Arada bir kendimize dışarıdan bakıp gülmek, yük hafifletiyor. İnsan bazen fasulye olduğunu kabul edince gerçek nimetin kıymetini daha iyi anlıyor.
Çayım bitti ama aklımda kalan şu oldu:
Belki de asıl nimet; fark etmek.
Kendine gülebilmek.
Ve gerektiğinde bir deyimin aynasında kendini görebilmek.
Çünkü insan aynaya baktığında büyür.
Ama gülerek baktığında olgunlaşır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Ardahan’ın Kalbi İstanbul’da Attı
- Maskeler Çağında Yaşamak
- Bayrak Türk Milletinin Namusudur: Gafiller ve Hainler
- Garibanın Kabadayısı: Nami Diyar Pala Yılmaz
- Herkesin Karı da Kışı da Farklıdır
- Kötülüğün Ardındaki Gerçek
- Çıldır: Gölleriyle, Kaleleriyle Medeniyete Şahitlik Eden Kadim Yurt
- 10 Ocak: İlkeli ve Dürüst Gazeteciliğin Günü
- Ardahan’da Kış ve Karın Büyüsü
- Bir Valinin Ardahan’da Bıraktığı Güzel İz: Hayrettin Çiçek
- Her Yeni Başlangıç, Yeni Bir Kapının Açılmasıdır
- Hayal miydi, rüya mıydı?
FACEBOOK YORUM
Yorum