içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Bir Köyden Bir Ömre: Sabri Erdoğan’ın Sessiz Büyüklüğü
Sabri Erdoğan
Öğretmen 
 
Yazan: Ahmet Demirbaş 
                    Psikolog 
 
Bir Köyden Bir Ömre: Sabri Erdoğan’ın Sessiz Büyüklüğü
 
2300 rakımda, rüzgârın sert estiği ama insan yüreğinin sıcacık olduğu bir coğrafyada başlar Sabri Erdoğan’ın hikâyesi… Eski adıyla Satkabel, bugünün Sütoluk köyünde doğan bir çocuğun hikâyesidir bu. Yoklukların, imkânsızlıkların, ama en önemlisi insanlığın bol olduğu bir zamanın içinden süzülüp gelen bir hayat…
 
Sabri Erdoğan, yalnızca bir insanın değil; bir dönemin, bir kültürün, bir dayanışma ruhunun adıdır.
 
Düşünün… Ayakkabının bile lüks sayıldığı bir zamanda, babasının İstanbul’dan getirdiği bir çift kara lastikle dünyası değişen bir çocuk… O lastikler sadece ayağına değil, hayallerine giydirilmiştir aslında. Çünkü o gün, o çocuk yalnızca yürümeyi değil; ilerlemeyi, yükselmeyi ve bir gün başkalarına da yol olmayı öğrenmiştir.
 
Ama hayat, Sabri için kolay bir yol çizmez.
 
Daha küçük yaşta babasını kaybeder. Yetim kalır. Fakat o, “yokluk” kelimesini hiçbir zaman “vazgeçmek” olarak anlamaz. Okumak ister. Hem de öyle bir ister ki… 30 kilometre ötede, sekiz köy aşarak gidilen bir okul bile onu durduramaz. Bugün bile zor denilecek yolları, o gün çocuk yüreğiyle aşar.
 
Ve bu hikâyede en az Sabri kadar büyük olan bir şey daha vardır:
İnsanlık.
 
Kefil bulamadığı için okuyamayacağını düşündüğü bir anda, karşısına çıkan iki insan… Canal Mehmet ve Koto Aslan… “Gel, bu yetime kefil olalım” diyerek sadece bir çocuğun değil, bir neslin kaderini değiştirirler. İşte bu toprakların gerçek zenginliği de tam olarak budur.
 
Sabri Erdoğan, bu iyiliği hiçbir zaman unutmaz.
Çünkü o, iyilikle büyümüş bir adamdır.
 
Köy Enstitüsü yıllarında yalnızca ders öğrenmez; karakterini de inşa eder. Bir arkadaşının hayatı kararmasın diye suçu üstlenir. Bedelini hayat boyu sigarayla öder. Ama yine de pişmanlığı bile başkalarına ders olacak kadar onurludur.
 
“Ben vücudumun kıymetini bilmedim, sen bil oğlum…”
Bu söz, bir babanın değil; bir hayatın özetidir aslında.
 
Öğretmen olur Sabri Erdoğan… Ama sıradan bir öğretmen değil.
 
O, sadece ders anlatmaz.
Hayat öğretir.
Yol gösterir.
El tutar.
 
Okuttuğu çocuklar arasında milletvekilleri çıkar. Hayatına dokunduğu gençler, köylerden çıkıp şehirlerde, hatta dünyada yer edinir. Çünkü o sadece bilgi vermez; umut verir.
 
Kendi çocuklarına olduğu kadar, başkalarının çocuklarına da baba olur.
Evini açar. Sofrasını paylaşır.
Hatta yetmez… İnsanları iş bulsun diye Almanya’ya yollar.
 
Bugün “sosyal sorumluluk” diye anlatılan ne varsa, o bunu yıllar önce, sessizce yapmıştır.
 
Sabri Erdoğan’ın hayatında dikkat çeken en önemli şeylerden biri de şudur:
O, hiçbir zaman sadece kendi ailesini düşünmez.
 
Çünkü onun inancı nettir:
“Başkalarının mutsuz olduğu yerde gerçek mutluluk olmaz.”
 
İşte bu yüzden, hasta yatağında bile çocuklarına “yardımı unutmayın” diye vasiyet eder.
 
İstanbul’a geldiğinde de değişmez.
Köyde neyse, şehirde de odur.
Kapısı hep açıktır.
Cebinde her zaman başkası için ayırdığı bir para vardır.
Ve en önemlisi, yüreğinde herkese yetecek kadar merhamet vardır.
 
Bugün dönüp baktığımızda, Sabri Erdoğan’ın hayatı bize şunu anlatır:
 
Başarı; sadece diploma değildir.
Zenginlik; sadece mal değildir.
Büyüklük; makamla ölçülmez.
 
Gerçek büyüklük;
Bir çocuğun elinden tutabilmek,
Bir gencin hayatını değiştirebilmek,
Bir insanın kaderine umut olabilmektir.
 
Sabri Erdoğan, tam da bunu yaptı.
 
Arkasında büyük binalar değil belki…
Ama büyük insanlar bıraktı.
 
Ve o büyük miras, bugün evlatlarında yaşamaya devam ediyor…
 
Avukat Oktay Erdoğan ve iş insanı Selami Erdoğan…
Babalarından aldıkları o vicdanı, o memleket sevdasını hiçbir zaman unutmadılar. Sadece kendi hayatlarını kurmakla yetinmediler; doğdukları topraklara vefa borcunu ödemeyi bildiler.
 
“Göç olmasın, Ardahan’ın insanı kendi memleketinde doysun, çalışsın, üretsin” diyerek önemli adımlar attılar.
 
Bu anlayışın en somut örneklerinden biri, Ardahan’da kurulan tekstil fabrikasıdır.
Saniye ve Sabri Erdoğan çiftinin hayrına, “Ardahan Tekstil” adıyla kurulan bu fabrika; sadece bir yatırım değil, bir vefa ve sorumluluk projesidir. Ardahan’ın ilk ve tek tekstil fabrikalarından biri olarak üretime başlayan bu tesis, bölge insanına iş kapısı olmuş, birçok ailenin ekmek umudu haline gelmiştir.
 
Bir fabrikanın anlamı bazen rakamlarla ölçülür…
Ama burada ölçü; çalışan insanların duasıdır.
 
Yine aynı vefanın bir başka nişanesi…
2022 yılında Kura Nehri üzerine yapılan asma köprü…
 
İş insanı Selami Erdoğan tarafından, babası Sabri Erdoğan’ın hatırasına yaptırılan bu köprü; sadece iki yakayı değil, geçmiş ile geleceği de birbirine bağlamaktadır. Kura Nehri Bungalov Evleri civarında yükselen bu yapı, hem ulaşımı kolaylaştırmış hem de Ardahan’ın turizmine değer katmıştır.
 
Çünkü bazı eserler vardır…
Sadece taş ve demir değildir.
Onlar bir hatıradır, bir duadır, bir vefadır.
 
Sabri Erdoğan, “insana yatırım” yapmıştı…
Evlatları ise bu mirası büyüterek, memlekete yatırım yapmayı seçti.
 
Ve bugün ortaya çıkan tablo bize şunu gösteriyor:
 
Bir insan gerçekten iz bırakmak istiyorsa,
Bu sadece kendi yaptıklarıyla değil,
Yetiştirdiği evlatlarla mümkündür.
 
Sabri Erdoğan, hayırlı evlatlar bıraktı.
Ve o evlatlar, onun adını sadece taşlara değil…
İnsanların hayatına yazdı.
 
İşte asıl kalıcılık da budur.
 
Öğretmen Sabri Erdoğan’a rahmet dileklerimle Mekanı Cennet olsun
 
17.4.2026 - İstanbul
Bu yazı 190 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum