beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Bir Hayatın İçinden Geçen Türkiye
Bir Hayatın İçinden Geçen Türkiye
 
A. Yücel Çiftçi
         Yazar 
 
Yazan: Ahmet Demirbaş 
                   Psikolog 
 
Bazı insanlar vardır… Hayatları sadece kendilerine ait değildir. Sanki yaşadıkları her şey, biraz da ülkenin hikâyesine yazılmıştır. A. Yücel Çiftçi de belki böyle isimlerden biri gibi görünüyor.
 
1949’da Ardahan’ın Dedegül köyünde başlayan bir hayat…
Köyden çıkıp üniversiteye uzanan bir yolculuk… Ama o yol, sıradan bir eğitim hikâyesi olarak kalmıyor. Türkiye’nin en sert, en kırılgan dönemlerinden birine denk geliyor. Belki de onun hayatını anlamak için, yaşadığı dönemi anlamak gerekiyor.
 
1970’ler Türkiye’si…
Gençliğin sadece gelecek kaygısı değil, aynı zamanda “ülke meselesi” taşıdığı yıllar. Devrimci Yol içinde yer alan Çiftçi, sadece bir öğrenci değil; aynı zamanda sahada, sokakta, örgütlenmenin içinde bir figüre dönüşüyor. Bu noktada şunu düşünmeden etmek zor: O yıllarda genç olmak mı zordu, yoksa genç kalabilmek mi?
 
Ardından gelen kırılmalar…
Kahramanmaraş Katliamı ile derinleşen toplumsal çatlaklar ve hemen sonrasında 12 Eylül 1980 Darbesi…
Bu süreçte Çiftçi’nin “aranan” bir isim haline gelmesi, sonra yakalanması ve idamla yargılanması, aslında bireysel bir hikâyeden çok daha fazlasını anlatıyor. Çünkü o dönem, sadece insanların değil; fikirlerin de yargılandığı bir dönemdi.  
 
Yıllar süren cezaevi hayatı…
Ardahan’dan Erzurum’a, oradan Bursa ve Çanakkale’ye uzanan bir mahpusluk zinciri… Belki dışarıdan bakıldığında bir “ceza” gibi görünüyor. Ama insan ister istemez şunu sorguluyor: Bu yıllar sadece kayıp mıydı, yoksa biriktirilen bir hafıza mı?
 
1991’de tahliye…
Ve belki de en dikkat çekici noktalardan biri: Yarım kalan eğitimin yıllar sonra tamamlanması. Anadolu Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirmesi, insanın içinde bir soruyu daha doğuruyor:
İdealler gerçekten yarım kalır mı, yoksa sadece ertelenir mi?  
 
A. Yücel Çiftçi’nin hayatına biraz dikkatli bakınca, tek bir kimliğe sığdırmak zor gibi.
O bir öğrenci…
Bir örgütlenmeci…
Bir mahkûm…
Ve belki en sonunda bir anlatıcı…
 
Ama belki de en doğrusu şu:
O, bir dönemin tanığı.
 
Bugün geriye dönüp baktığımızda, o yılları sadece “sağ-sol çatışması” gibi basit başlıklarla anlatmak yeterli olmuyor. Çünkü o dönemi yaşayan insanların hayatları, siyah-beyaz değil; oldukça gri, karmaşık ve çelişkilerle dolu.
 
Çiftçi’nin hikâyesi de tam burada anlam kazanıyor.
Çünkü o, ne tamamen bir kahraman anlatısı sunuyor ne de bütünüyle bir mağduriyet hikâyesi. Daha çok, yaşanmışlığın ağırlığını taşıyan bir insan portresi çiziyor.
 
Ve belki en önemlisi…
Bugün hâlâ konuşuluyorsa, hâlâ yazılıyorsa, hâlâ tartışılıyorsa; bu, o hayatın sadece geçmişte kalmadığını gösteriyor.
 
Belki kesin bir yargıya varmak zor…
Ama şu söylenebilir gibi:
Bazı insanlar tarih yazmaz, fakat tarihin içinden geçerken iz bırakırlar.
 
A. Yücel Çiftçi de o iz bırakanlardan biridir.
 
Bundan sonraki yaşamında sağlık dileklerimle
 
13.4.2026 - İstanbul
Bu yazı 92 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum